Embed

İz peşinde bir kız, babası ve babasından emanet bir uğurböceği

Kahramanları kadın olan romanların duygusal, güçlü ama hüzünlü yazarı Canan Tan, kitaplarında zorluklar karşısında yılmayan, dirayetli, ayakları üzerinde durabilen kadınların öyküsünü anlatıyor. Akıcı dili, basit anlatımı ve kolay anlaşılır kurgusunun yanı sıra yazarın olay örgüsünü okuyucularda merak uyandıracak şekilde oluşturması, finali de sürpriz bir son ile yapıyor oluşu, Canan Tan romanlarının ilgiyle okunmasını sağlıyor. Canan Tan’ın romanlarında günlük dil kullanıyor oluşu, geniş yelpazedeki okur kitlesiyle buluşmasını sağlıyor. Bu arada kitapların okuyucuya tanıtımı sürecinde izlenilen pazarlama stratejileriyle sağlanan başarıyı da vurgulamak da yarar var.    

 
Bilirsiniz, kızlar ve babaları arasındaki bağlar çok güçlüdür. Bu durumu, en iyi şekilde Oedipus kompleksinin kız çocuklarındaki yansıması olarak tanımlanan Elektra kompleksi açıklar.  İlk çocukluk dönemlerinde etkileri hissedilen Elektra kompleksinin bilinçaltındaki etkilerinin ise, hayat boyu hissedildiği; kızlar ve babaları arasında bağların sekteye uğramasının kızların ruhunda derin izlere yol açtığı ileri sürülür.
 
Canan Tan, son romanı “İz”de yine kadın bir kahramanın babasıyla olan öyküsünü anlatıyor. Kadın kahramanımızın adı bu kez Verda.  Verda, başarılı bir avukat. Aynı zamanda bir anne...  
 
Roman, Verda’nın kendisi gibi başarılı bir avukat olan babası Vedat Ali Karacan’ın intihar haberi almasıyla başlıyor.  Uzun yıllardır görüşmediği babasının intihar haberiyle sarsılan Verda, çocukluğundan başlayarak, annesi ve babasıyla olan bağını sorgulamaya başlıyor.  Babasının neden intihar ettiğini bulma çabası, Verda’yı  babasıyla ilgili hiç bilmediği gerçeklerle yüz yüze gelmesiyle  sonuçlanıyor.           
 
Roman kahramanımız Verda’nın liseden mezun olduğu yıl anne ve babası ayrılıyor. Bu ayrılığın, aralarındaki tek bağ Verda olan mutsuz bir çiftin gecikmiş bir ayrılığı olduğunu anlıyoruz. Bu ayrılıkla birlikte Verda’nın babasıyla da yollarını da ayrılıyor. Verda’nın mutsuz bir çocukluk evresi geçirdiğini ve bir anlamda elektra kompleksini de sağlıklı bir şekilde atlamamış bir kız çocuğu olduğunu, yine Verda’nın şu sözleriyle anlıyoruz;
“Annem, babam ve ben... Bizi aile yapan üçgenin hiçbir zaman uyumlu bir bütün oluşturmadığını çok sonraları farkedebildim. Evlenip, evlilik kurumunun olumlu ve olumsuz, genellikle tatlı başlayıp gitgide acılaşmaya meyleden gerçekleriyle yüz yüze geldikten sonra...”
 
Babasının intiharını sorgularken, bunda kendi payı da olduğunu düşünen Verda’nın pişmanlıkları, hayatta iken görüşmediği babasıyla onu ölümden sonra birleştiriyor. Verda; bir yürek sızısı, vicdan azabı, pişmanlıklar, giderilememiş baba özlemi ve “keşkeler” ile babasının ölümünden sonra onun izini sürüyor. Verda’nın yüreğinde gömülü olan baba sevgisi, babasında ise “tıpatıp kendisine benzeyen kızından” ayrı ve uzak oluşunun acısı, kitap sayfalarından okuyuculara yansıyor. Verda’nın babasına kızgın olduğu günlerde ilettiği “Babalar Günü” mesajı, ne kadar tepkisel olsa da yine de babasıyla bir şekilde iletişim kurma çabası olarak değerlendirilebilir. Nitekim, “Babalar Günü’nde, babalık duygusundan nasibini alamamış, siz nüfus kağıdı üzerindeki babama... Önce her hücresiyle evlat sevgisini hissedebilecek yumuşaklıkta bir kalp, sonra da bu sevgiye asla karşılık bulamayacak olmanın kahredici acısını ömür boyu çekmenizi diliyorum.” yazılı gönderdiği karta babasından şu yanıt geliyor Verda’ya: “Yazdıklarınla zehirlemek istiyorsan yorma kendini. Kestirmeden, iki üç gram zehir gönder, olsun bitsin.”         
 
 
Verda’nın annesi, babası, babasının annesinden sonra evlendiği Meliha Hanım, Verda’nın yakın akrabaları, Sare Hanım ve kitabın sürprizi Susem, romanın diğer kişilikleri... Bu kişilerle olan diyaloglar ile Verda’nın içinde yaşadığı ruh parçalanması okuyucuya yansıtılıyor. Verda, babasının uzun yıllardır sürümcemede kalan Çayyolu davasını üstlenmesiyle birlikte dava dosyasının detaylarında ve bu davada karşı tarafın avukatlığı üstlenmiş ve aynı zamanda da babasının yakın arkadaşı olan  Vural Türkoğlu ve babasının hukuk bürosundaki sağ kolu Recep Bey’in yönlendirmeleriyle babasını intihara sürükleyen nedeni yani babasının sırrını keşfeden Verda, romanın son bölümünde babasının emanetine sahip çıkıyor. Yazarın  romanda “uğurböceği” olarak tanımladığı emanete sahip çıkan Verda, içindeki baba sevgisini ve özleminini “uğurböceğine” yansıtıyor.
 
“İz”i okurken, yazarın diğer romanlarından farklı olarak bu kez finalde okuyuculara sunduğu sürprizin “bir Yeşilçam klasiği” olduğunu düşünsem de bu romanı keyifle okuduğumu söylemeliyim. Bu arada, baba kız arasındaki yok gibi görünen ama gerçekte çok güçlü olan bağların, “susamlı ayçöreği” ve “uğurböceği” ile sembolize edilmiş olmasından da etkilendiğimi özellikle belirtmeliyim.  
 
Kitapta öyle cümleler var ki; yüreğinizin sızlamasına engel olamayacaksınız. Bu cümleleri aktarırken de hüzünledim. Örneğin;
 
“Minicik çocuk ellerimi avucunun içinde hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım. Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun ellerimi? Keşke hep küçük kalsalardı... Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba? Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim...”
 
“Ölümü peşinen kabullenmek zor gelmedi mi sana baba? Her ne pahasına olursa olsun, toprağın altında gömülü kalmayacak sırrın! Bu uğurda ne gerekiyorsa yapacağımdan kuşkun olmasın.”
 
“Kimselerle paylaşılmayan, yüreklere gömülü, yaman bir hasretlikti çektiğimiz”
 
“Yeniden iz peşine düştüm, farkında mısın? Senin izine düştüm, babacığım! Her zaman olduğu gibi... Düşünüyorum da, dünyanın düzenini tersine çevirdik biz. Yakın ve uzak çevremizdeki baba kız ilişkilerine bir bak, bir de bizimkine. Zerre kadar benzerlik var mı aralarında? Ben yine de iz peşindeyim. Her ne pahasına olursa olsun. Üzerinde yürüdüğüm izler, beni nereye sürüklerse sürüklesin...”
 
“Babalar ve kızları... Analar ve oğulları... Elektra ve Oedipus kompleksleri... Kızlar babaya, oğlanlar anneye düşkündür söylemleri... Babalar ve kızları kısmını doğrulayan somut bir örnek olduğumu kabul etmeye yanaşmasam da içimden yükselen ses, “Kendini aldatma!” diyor. “Görünürde annene yakın dursan da her daim babandı, senin için aslolon.”   
 
Hiçbirimizin “keşkelerinin ve gecikmişliklerimizin” olmamasını diliyorum.  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!