Melankolik bir aşkın izinde edebiyat yolculuğu:

“Şair-i Azam” Abdülhak Hamit Tarhan’ı  Tanzimat edebiyatının  en etkin ve en yenilikçi şairi ve yazarı olarak biliyoruz. “Makber” şiiriyle tanıdığımız Abdülhak Hamit Tarhan’ı, Can Dündar “Lüsyen” adlı romanıyla günümüze taşıyor.

Can Dündar’ın “Yüzyılın Aşkları” adıyla yayınladığı belgesel dizisinden sonra bu kez, yine “yüzyılın aşkları” arasında olmaya aday bir aşkı “Lüsyen” romanıyla okuyuculara sunuyor. Can Dündar’ın belgelerden ve mektuplardan yola çıkarak kaleme aldığı "Lüsyen"i okurken, Osmanlı’nın son günlerindeki hüzün ve çaresizlik, Cumhuriyet’in ilk günlerindeki  mutluluk ve coşku yansıyor sayfalara. Bu yönüyle “Lüsyen” ile aynı zamanda 600 yıllık bir imparatorluğun devrilişine, cumhuriyetin de kuruluşuna dair izleri taşıyor.    
 
Tanzimat edebiyatı eserlerinde birçok kez aralarında yaşça fark olan kadın ve erkeklerin evliliği ana tema olarak alınmıştır. Abdülhak Hamit Tarhan’ın da "Sabr-u Sebat", "İçli Kız" ve "Duhter-i Hindû" adlı eserlerindeki kahramanlar, kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendirilen kadınlardır. Aralarında yaş farkı olanların evlendirilmelerinden dolayı oluşabilecek sorunları üç eserinde dile getiren Abdülhak Hamit Tarhan’ın altmış yaşındayken, dördüncü evliliğini kendisinden bir hayli genç olan 18 yaşındaki Belçikalı Lüsyen ile yapması, Abdülhak Hamit’e hayatın sunduğu bir ironidir aslında... İşte kaderin bu cilvesi, “Lüsyen” romanının da ana temasını oluşturur. Romanın kahramanları ise, bu kez Abdülhak Hamit Tarhan ile genç ve güzel eşi Lüsyen’dir.
 
Can Dündar, romanda; zorlu ve çalkantılarla geçen hayatı boyunca kendini sürekli yenileyen, bu nedenle de yeni dönemlere uyum sağlamakta zorlanmayan, her dönem kendine yer edinmeyi başaran edebiyatımızın “Şair-i Azam”ı Abdülhak Hamit Tarhan ile Lüsyen’in aşkını akıcı ve lirik cümlelerle anlatıyor.
 
Can Dündar, Lüsyen’de yer verdiği diyaloglar ile tutkuyla başlayan, zamanla da çok güçlü bağlarla birbirlerine bağlı olan baba-kıza dönüşen Abdülhak Hamit ve Lüsyen profilini okuyuculara sunuyor. Abdülhak Hamit için Lüsyen, bir ilham perisidir. Hayatının sonbaharında ilham perisi olarak karşısına çıkan Lüsyen, Abdülhak Hamit’in çalkantılı ve melankolik hayatının bir parçası olur. Melankolik yaşamında her daim aşkın ve güzelliğin peşinde koşan Abhülhak Hamit, “çirkin” olana da tahammül edemez. Bunu da “Seni böyle hasta ve geçkin görmektense ölmeni yeğlerim.” diyerek, Lüsyen’e yani ilham perisine tepki gösterir. Lüsyen, uzunca bir süredir kalemini dillendiremeyen Abdülhak Hamit’in yeniden edebiyat sahnesine dönüşünü sağlayan bir mucizedir. Can Dündar, Lüsyen’de işte bu mucizeyi gözler önüne seriyor.  
 
Romanda, Abdülhak Hamit’in son yıllarında Lüsyen’i kaybetme korkusu ile yaşadığına tanık oluyoruz. Hatta bu korku ile Abdülhak Hamit’in Lüsyen ile İtalyan Kont Soranzo ile evlenmesine izin vermesi, onu kontrol altında tutma çabalarıyla çevresindeki insanların yargılayacı tavırlarına göğüs gerip, bir baba gibi kendi evinde yaşamalarını sağlaması, yine de bu evliliğe gösterdiği tepkiyi, Can Dündar, Namık Kemal’in anılarıyla aktarıyor. Ayrılık dönemlerinde birbirlerine yazdıkları mektuplarda tutkulu aşk ve bağlılık derinden hissediliyor.
 
Abdülhak Hamit Tarhan’ın edebi kişiliğinden, eserlerinden, dönem şair ve yazarlarıyla olan bağlantılarından da bahsedilen roman, tanzimat döneminden cumhuriyet dönemine edebiyatımızın gelişim sürecini de içeriyor. Bu yönüyle de okunması gereken biyografik ve tarihsel romanlardan biri olma özelliğine sahip.  Örneğin, Batı edebiyatının etkilerini Divan edebiyatına uyarlayan, Divan şiiri formatına yenilikler kazandıran ve edebiyatta batılılaşma sürecinde büyük payı olan Abdülhak Hamit Tarhan’ın, Osmanlıca yazdığı eserlerinin yeni kuşaklarca anlaşılamama pahasına Cumhuriyet döneminde dilin Türkçe kelimelerle sadeleştirilmesi sürecine destek verdiği “Lüsyen”de okuyucuya aktarılıyor. Hatta romanda, ömrünün son günlerine dek kalemi elinden düşürmeyen, yaşlı bedeninde edebiyat sevgisiyle dopdolu, canlı ve genç bir yüreği barındıran, ancak tutmayan elleri ve görmekte zorlanan gözleriyle edebiyata veda eden bir Abdülhak Hamit profiliyle tanışacak; yeni kuşakların kendisini anlayacak bir dille yazılmış eserler veremeyeceğinden dolayı Abdülhak Hamit’in yaşadığı mutsuzluğu yüreğinizde hissedeceksiniz.
 
Can Dündar’ın yazılı bir belgesel olarak kaleme aldığı romanı Lüsyen’i mutlaka okumalısınız.  Üstelik Lüsyen ile melankolik bir aşkın izinde keyifli bir edebiyat yolculuğuna çıkacaksınız. 

Yorum Yaz